Zehirli Ağacın Meyvesi İlkesi: Yasadışı Toplanan Deliller Mahkemede Kullanılabilir Mi?

1920 yılında, kereste üretimi yapan Silverthorne Lumber Co. şirketi vergi ödemekten kaçınmakla suçlandı. 25 Şubat sabahı şirketin sahibi baba oğul gözaltına alındı. Yüksek Mahkeme’de görülen ‘Silverthorne Lumber Co., Inc. v. United States’ davasında delil toplamak isteyen federal ajanlar, yetkileri olmamasına rağmen Silverthorne’un ofisine gidip orada bulunan tüm belgeleri taradılar. Ofisteki çalışanların tümü, toplanan delillerle beraber Bölge Savcılığı’nın ofisine götürüldü.

Elde edilen belgelerin fotoğrafları çekildi, fotokopileri alındı ve elde edilen bilgiler doğrultusunda bir iddianame hazırlandı. Bölge Mahkemesi, orijinal belgelerin şirkete iade edilmesini emretti ancak fotoğraflara ve fotokopilere el konuldu.

Bu delillerin toplanma şekli, Amerikan anayasasındaki Fourth Amendment (Dördüncü Değişiklik) ile çelişiyordu ve anayasaya aykırıydı:


“Kişilerin üstleri, evleri, belgeleri ve eşyaları gerekçesiz aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yemin veya tasdikle desteklenen ve aranacak yer ile el konulacak eşyaları ya da gözaltına alınacak kişileri tarif eden bir beyana dayanmadan arama emri verilemez.”

Amerikan anayasasındaki bu madde ile yasal mercilerin bir gerekçe göstermeden, yargıçtan arama veya tutuklama izni almadan arama yapması ve delil elde etmesi yasaklanmıştı. Silverthorne davasında Yüksek Mahkeme, delillerin anayasaya aykırı olarak elde edildiğine ve kusurlu olduğuna hükmetti. Bu karar delillerin anayasaya aykırı olarak elde edilmesi konusunda o zaman için yeni bir tartışmayı alevlendirdi. Tartışmalar, günümüzde hala yaygın olarak kabul edilen yeni bir hukuk doktrinini doğurdu: Zehirli ağacın meyvesi.

‘Zehirli Ağacın Meyvesi de Zehirlidir.’

Sanığın anayasayal haklarına aykırı olarak elde edilen bir delil, bir ceza davasında delil olarak kabul edilemez ve verilecek cezaya gerekçe oluşturamaz. Eğer delil elde edilirken sanığın anayasal hakları ihlal edilmişse, o delil mahkeme açısından geçersizdir. Çünkü elde edilme usulü anayasaya aykırıdır.

Anayasaya aykırılık (zehirli ağaç), elde edilen tüm delillerin (zehirli meyve) geçersiz sayılmasına neden olur. Sanığın anayasal haklarını ihlal eden hemen hemen her türlü polis davranışından elde edilen deliller, zehirli ağacın meyvesi sayılır. Bir arama işleminin kanuni açıdan doğru olup olmadığı, iki önemli menfaatin dengelenmesiyle belirlenir. Bu terazinin bir tarafında kişilerin Dördüncü Değişiklik kapsamında belirlenen hakları bulunur. Diğer tarafında ise, hükümeti ilgilendiren kamu güvenliği gibi unsurlar yer alır.

Diyelim ki polis memurları, önceden herhangi bir arama emri çıkarmadan, şüpheli uyuşturucu tacirlerinin telefonlarını dinliyor ve buradaki ifadeleri kayıt altına alıyor. Satıcılardan biri, alıcıya bir miktar kokaini terk edilmiş bir depoya bıraktığını söylüyor. Polis bahsi geçen depoya gidip uyuşturucuyu ele geçiriyor. Bu örnekte hem uyuşturucu satıcısının ifadesi, yasa dışı olarak kaydedildiği için zehirli bir ağaca benzetilir. Polisin ele geçirdiği uyuşturucular ise, o zehirli ağacın meyveleridir. Yani bu deliller kabul edilemez.

İstisnaları Neler?

Delil toplama amacıyla yapılan bir ev araması söz konusuysa, elde edilen delillerin mahkeme tarafından kabul edilebilmesi için şu şartlar yerine getirilmelidir;

  • Memurların evde yaptığı aramada kişinin rızası varsa: Sanık evinin aranmasına rıza gösterdiyse veya gönüllü olarak ifade verdiyse, yapılacak aramadan elde edilecek olan deliller kabul edilebilir.
  • Deliller açıkça görülebilecekleri bir yerde bulunuyorsa veya elde edilmesi kaçınılmazsa,
  • Arama suç üstü gibi kanuna uygun bir tutuklama işlemi sonucunda yapıldıysa.
  • Aramayı gerektiren muhtemel bir sebep ve acil bir durum söz konusuysa.

Biraz önceki uyuşturucu satıcısı örneğini bir daha ele alalım. Diyelim ki polisler, depoya gidip uyuşturucuya el koyduktan sonra güvenilir bir muhbirden haber aldı ve muhbir, polise kokainin yerini bildirdi. Bu durumda, polis memurlarının delil niteliğindeki uyuşturucuyu yasa dışı dinleme yapmadan da bulabileceği varsayılırdı. Çünkü memurlar, tacirlerin telefonlarını dinlemeden de bu delillere ulaşabilecekti. Bu durumda elde edilen uyuşturucu madde, mahkeme tarafından delil olarak kabul edilebilir.

Kaynak: Supreme Court, US Courts, National Archives

Bu gönderiyi paylaşın:

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Email